Büyük Taarruz – Bir Milletin Kaderi

Büyük Taarruz

1921 yılında Sakarya Meydan Muharebesi’ni kazan Türk ordusu Büyük Taarruz hazırlıklarına başlamıştı. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yayınlattığı Tekâlif-i Milliye emirleri ile ordunun eksiklerinin tamamlanacağını düşünüyordu. Fakat umumi bir taarruz için uzun bir zaman gerekecekti.

Büyük Taarruz Öncesi Genel Durum

Büyük Taarruz Başkomutanlık Meydan Muharebesi
Büyük Taarruz Öncesi Mustafa Kemal Paşa Türk Ordusunu Denetliyor.

Sakarya Savaşı kazanıldıktan sonra Türk ordusu moral bakımından daha iyi bir duruma gelmişti. Fakat silah ve cephane sorunu büyük sıkıntı yaratıyordu. Yalnız bunlar değil, askerin iaşesini temin etmek de oldukça zorlaşmıştı.

1911 yılında başlayan Trablusgarp Savaşı’nı, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı takip etmiş, ardından da Kurtuluş Savaşı başlamıştı. Türk ordusu ve Anadolu halkı neredeyse aralıksız 10 yıl süren bu savaşlardan sonra yorgun ve yoksul düşmüştü. Tüm bu yenilgiler askerimizin moralini düşürmüş, halkı da yılgınlığa sürüklemişti. Ordunun da milletin de bir öndere ihtiyacı vardı. Türk milleti asla pes etmezdi, edemezdi. Yalnızca etrafında birleşilecek bir lider ruha ihtiyacı vardı. İşte tam da Türk ulusunun ihtiyacı olan bu dönemde Mustafa Kemal Paşa ortaya çıktı. Önce çevresini kurtuluş ihtimaline ikna etmeye çalıştı. Dünya’nın en büyük devletlerine müttefikleriyle birlikte yenilmişken, kurtuluş ihtimali çok az kişide heyecan uyandırıyordu. Fakat Mustafa Kemal Paşa’nın, üstün yetkilerle donatılmış olarak Samsun’a gönderilmesi yeni bir kıvılcımı ateşledi. Amasya Bildirgesi ile Erzurum ve Sivas Kongreleri yeni bir heyecanın oluşmasını sağladı.

Misak-ı Millî’nin Meclis’i Mebusan’da kabul edilmesi üzerine işgal kuvvetlerinin meclisi basması ve milletvekillerini tutuklaması Büyük Millet Meclisi’nin açılmasına neden olmuştu. Meclisin açılmasından sonra I. ve II. İnönü Savaşları kazanılarak, düşmana düşündükleri kadar güçsüz olmadığımız gösterildi. Kaybedilen Eskişehir-Kütahya Muharebeleri her ne kadar moralin bozulmasına neden olduysa da Mustafa Kemal Paşa’nın Başkomutanlık görevine getirilmesini sağladı. Tüm yetkilerini kullanarak orduyu savunmaya hazırlayan Paşa, Sakarya Savaşı’nın kazanılmasını sağladı. Artık Yunan kuvvetlerinin taarruz gücü kırılmıştı ve son bir darbe daha gerekiyordu.

Büyük Taarruz için yapılan hazırlıklar yaklaşık bir yıl sürdü. Yıllardır savunma savaşları yapan ordunun taarruz için eğitilmesi ve gerekli teçhizatın tamamlanmasının gerekiyordu. Ayrıca tüm hazırlıklar büyük bir gizlilik içinde yapılıyordu.

Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi

Büyük Taarruz Dumlupnar Meydan Savaşı
Büyük Taarruz’un En Önemli Ayağı Olan Başkomutanlık Meydan Muharebesini Gösteren Bir Tablo.

Gizlilik içerisinde yürütülen hazırlıklar artık tamamlanmış, umumi taarruz günü gelmişti. Mustafa Kemal Paşa 26 Ağustos sabahında Büyük Taarruz harekâtını başlatan emri verdi. Paşa Karargâhını Kocatepe’de kurmuş, sevk ve idareyi buradan sağlıyordu. Büyük Taarruz sabah 5.30’da Türk topçusunun ateşiyle başladı. Türk ordusu Yunan mevzilerini adeta eziyor, toplar birbiri ardına gümbürdüyordu. Toplarımız özellikle tespit edilen cephanelikleri vuruyor ve büyük patlamalar meydana gelmesini sağlıyordu. Etrafa savrulan şarapnel parçaları Yunan askerlerini biçiyor, büyük zayiatlara sebep oluyordu.

Büyük bir şevkle hücuma geçen Türk askeri Yunan mevzilerine bindiriyor, ağır bombardıman devam ettiğinden Yunan askerleri kafalarını bile kaldıramıyorlardı. 27 Ağustos’tan itibaren üstünlük Türk ordusundaydı ve Yunan ordusu çekilmeye başlamıştı.

Yüzyıllardır Türk’ün savaş sanatını ortaya çıkaran hilal taktiği Büyük Taarruz’da da uygulanmaya başlandı. Yunan ordusu Dumlupınar’da sıkıştırıldı ve hilalin içine çekildi. Türk topçusunun bir anlık susmasını geri çekilme olarak algılayan Yunan ordusu hücuma geçtiğinde hilal çoktan kapanmış, kader Türk’ün şanlı zaferini yazmaya başlamıştı.

İşte Dumlupınar’da yapılan bu savaş Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak adlandırılmaktadır. Bazı kaynaklarda yerinden dolayı Dumlupınar Meydan Savaşı olarak da geçmektedir.

30 Ağustos günü kazanılan şanlı zaferden sonra Yunan kuvvetleri İzmir ve Bandırma yönünde kaçmaya başladılar. Yunan ordusunun yeni bir savunma hattı kurmasını engellemek için düşmanın takip edilmesi emri “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”* şeklinde verilerek tarihe altın harflerle yazılmış bir not daha düşüldü. Şanlı ordumuzun 9 Eylül günü İzmir’e girmesiyle harekât sonlandırıldı.

Büyük Taarruz sömürgeci güçlere ve tüm dünyaya Anadolu’nun Türk’ün yurdu olduğunu ve asla istiklalden vazgeçilmeyeceğini gösterdi.

Dipnot: *Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri! emri hakkında bir açıklama yapma gereği duydum. Akdeniz ibaresi bu dönemde tüm Ege ve Akdeniz’i kapsıyordu. Yani Ege denilen bir deniz yoktu. Ege ismi Yunanlıların “Aegean” şeklinde verdikleri isimden gelmektedir. Zamanla Akdeniz ve Ege ayrımı bizim tarafımızdan da kullanılır hale geldi.

Kıbrıs Barış Harekatı – Beklenen Türk Geldi

Kıbrıs Barış Harekatı

Kıbrıs Adası Akdeniz’deki stratejik konumuyla ön plana çıkmaktadır. Tarih boyunca onlarca devletin eline geçmiş ve birçok millete de ev sahipliği yapmıştır. 1571 yılında Osmanlı tarafından fethedilen ada, 1877-78 Osmanlı-Rus harbinden sonra verilecek diplomatik yardıma karşılık İngilizlere bırakılmıştır. 1923’te de Lozan Barış Anlaşması ile tamamen İngiltere’nin yönetimi altına girmiştir. İngiltere yönetimindeki adada Rum ve Türkler beraber yaşamaktaydı. Rum tarafının ENOSİS hayalleri ve Türkleri adada istememesi birçok soruna neden oluyordu. Fakat İngiltere sorunları çözmektense, görmezlikten gelerek adayı sadece kendi çıkarları doğrultusunda kullandı. Tüm bu sebepler Kıbrıs Barış Harekatı için birer neden haline geldi.

Kıbrıs Barış Harekatı Öncesi Adanın DurumuKıbrıs Çıkarması

Kıbrıslı Rumlar ENOSİS ülküsünü (Yunanistan’la Birleşme) her zaman hedefliyor ve bu amaç doğrultusunda kurulan EOKA örgütüne destek veriyorlardı.

15 Ocak 1950 yılında yapılan referandum ile Kıbrıs, Yunanistan ile birleşme kararı aldı. Fakat İngiltere’nin bu kararı kabul etmemesi üzerine konu Birleşmiş Milletler gündemine taşındı. Yunanistan’ın ve Kıbrıslı Rumların yürüttüğü diplomatik hamleler başarıya ulaşamadı. Bunun üzerine şiddete başvurmaya karar veren Rumlar EOKA adındaki terör örgütünü kurdu. Bu örgütün başında Yunan Albay Grivas bulunuyordu. Şiddet olaylarına başlayan EOKA yüzünden 33 Türk köyü boşaltılmak zorunda kaldı. Bunun üzerine Türk tarafı adanın taksim edilmesinden yana tavır koydu.

Yapılan diplomatik hamleler sonucunda 1959 yılında Zürih ve Londra anlaşmaları imzalandı. Bu anlaşmalar neticesinde adada Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla bir devlet kurulacak ve yönetimde Rumlar ve Türkler yer alacaktı. Adanın garantörlüğünü de Türkiye, İngiltere ve Yunanistan yapacaktı.

Akritas Planı ve Türklere Soykırım

1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştu. Fakat dönemin Cumhurbaşkanı Makarios Türklere verilen haklardan rahatsızdı. Bunun üzerine anayasada 13 maddelik değişiklik yaparak, Türklerin birçok hakkını ellerinden aldılar. Türk tarafını temsil eden Dr. Fazıl Küçük bu değişikliği kesin bir dille reddetti.

Rumlar anayasada yaptıkları değişikliğin reddedilmesi üzerine sistematik şiddet eylemlerine başladılar. Aslında bu plan en başından yapılmıştı ve Akritas Planı adı veriliyordu. Bu planın amacı adayı ele geçirmek değil, adayı Türklerden tamamen temizlemek üzerine kurulmuştu. Yapılan soykırım ve saldırılar neticesinde Türkler adanın yalnızca %3 lük bir kısmına sıkışmak zorunda kaldı. 1963 sonunda gerçekleştirilen ve tarihe Kanlı Noel olarak geçen saldırılarda binlerce Türk öldürüldü ve işkenceye tabi tutuldu. Gözü dönmüş Rumlar kadın ya da çocuk ayırt etmeden tüm Türkleri katlediyordu. Bu olaylardan sonra adada garantör devletlerin yer aldığı Barışı Koruma Kuvveti oluşturuldu. Ada Lefkoşa’dan ikiye ayrılarak “Yeşil Hat” belirlendi.

1967’de ENOSİS Hareketi Tekrar Ortaya Çıktı

1967 yılında Yunanistan’da hükümet değişikliği meydana geldi ve tekrardan ENOSİS umutları yeşerdi. Önce Türkiye ile mutabakata varmaya çalışan Yunanistan, istediğini alamayınca EOKA’nın tekrar saldırıya geçmesini istedi. EOKA Boğaziçi ve Geçitkale köylerine saldırarak yeni katliamlara başladı. Tam bu sırada saldırıların devam etmesi halinde adaya müdahale edeceğini açıklayan Türkiye’nin bu hamlesi başarılı oldu ve saldırılar kesildi. Türk hükümeti politik hamlelerde Yunanistan’ın adadaki askeri varlığını çekmesini de sağladı.

Kıbrıs Barış Harekatı yapılmadan hemen önce EOKA ve Makarios arasında anlaşmazlık meydana geldi. Türklerden hemen kurtulmak ve ENOSİS’i gerçekleştirmek isteyen EOKA yöneticileri Makarios’a darbe yaparak adadaki yönetimi ele geçirdiler. Bu durum Türkleri yeniden zor durumda bıraktı ve yeni saldırılara kapı araladı.

Kıbrıs Barış Harekatı Başlıyorblank

1960 yılında imzalanan anlaşmalara göre Türkiye’nin adaya müdahale hakkı bulunuyordu. Öncelikle İngiltere’ye ortak müdahale için çağrıda bulunuldu. Fakat bu çağrıya net bir yanıt alınamıyordu. İngiltere’nin oyalamalarına daha fazla dayanamayan Türkiye’nin 20 Temmuz 1974 tarihinde aldığı kararla Kıbrıs Barış Harekatı başladı.

20 Temmuz günü şanlı Türk ordusu Kıbrıs Adası’na çıkartma yapmaya başladı. Kıbrıs semalarını Türk uçakları süslüyor, bir yandan indirme yapılırken bir yanda da Rum birlikleri bombalanıyordu. 33 gemilik donanma ilk hedef olarak Girne Pladini plajını seçti. Öncelikle karaya çıkan SAT komandoları güvenliği sağladı ve ardından da yol üzerindeki Rum birliklerini püskürtmeye başladılar.

Türk Ordusu İlerliyor

Donanma bir yandan sahil güvenliğini sağlayarak çıkartma yaparken, Türk savaş uçakları da düşman mevzilerini bombalıyordu. Askerlerimiz Beşparmak Dağlarına ulaştıklarında hava kararmak üzereydi ve bu durum birçok yönden tehlike arz ediyordu. Karanlıkta askerimizin havadan ve donanmadan destek alma şansı kalmamıştı. Rum birlikleri önceden hazırlanan mevzilere yerleşmiş ve yaklaşmakta olan Türk askerini bekliyordu.

Askerimiz yaklaştıkça Rum birlikleri ağır topçu atışına başladı ve makineli tüfeklerle de askerimizin yaklaşmasına izin vermedi. Beşparmak dağlarında sıkışan komandolarımız hava desteği talep ettiler. Fakat bu imkânsızdı. Havadan yapılacak bombardıman kendi askerimizin ölümüne de neden olabilirdi. Yapılacak tek şey gün aydınlanana kadar dayanmaktı. O gece şanlı askerimiz Beşparmak dağlarında destansı bir direniş verdi. Ağır bombardımana, makineli ateşine rağmen gerilemedi ve birçok mevziiyi de ele geçirmeyi başardı. Fakat askerimizin mevzilere yerleşmesi uzun sürmedi. Rumları destekleyen Yunan birlikleri komandolarımızı sıkıştırmış ve ağır ateş altında tutuyordu. Kimsenin kafasını dahi çıkarma ihtimali yoktu. Mevzilerin terk edilmesi geri adım atmak olacaktı ve çıkartma yapan askerlerimizin güvenliğini ve moralini bozacaktı. İşte tam bu esnada beklenen yardım geldi ve Türk savaş uçakları günün aydınlandığı ilk anda daha bombardımana başladı. Artık zor durumda olan taraf Rumlardı. Gerilemeye ve mevzilerini de bir bir kaybetmeye başladılar. Şanlı ordumuz Rumları püskürtmeyi başarmış ve çıkarmanın güvenliği de sağlanmıştı. Donanma ile karaya çıkan ve havadan paraşüt çıkartması yapan askerlerimiz birleşerek Girne-Lefkoşa yolunu tamamen ele geçirdiler.

Harekâtın 3. gününde Yunanistan’daki cunta hükümeti ve Rum lideri Sampson istifa ettiler. Ardından İngiltere, Yunanistan ve Türkiye arasında görüşmelere başlandı. Bu esnada ateşkes yapılmasına rağmen Rumlar Türk köylerini basarak çocuk, kadın veya yaşlı demeden tüm Türkleri öldürüyorlardı. Cenevre’de yapılan görüşmeler Rumların haince yaptıkları saldırıları durduramadı. Bunun üzerine 14 Ağustos’ta II. Kıbrıs Barış Harekatı başladı.

Kıbrıs’ta Türk Damgası

14 Ağustos günü 28. ve 29. Tümenlerimiz doğuya doğru taarruza geçti. 39. Tümen stratejik önemi bulunan İngiliz Tepe’ye saldırdı. İngiliz Tepe çok kısa sürede ele geçirildi. 28. Tümenin başarılı taarruzu sonucunda Mia Milia ele geçirildi. Ardından Timbu Havaalanı alındı.

Türk ordusu hızla ilerlerken Rumlar katliamlarına devam ediyorlardı. Ordumuz katliam yapılacağı haberleri üzerine Paşaköy ve Serdarlı köylerine yöneldi. Rum birliklerinden önce buraya varmayı başaran Mehmetçik halk tarafından sevinç ve gözyaşlarıyla karşılandı. İşte sonunda beklenen Türk gelmişti. Kıbrıs’a yardım elini uzatmıştı. Bu mezalime karşı duracak bir ordu varsa o da Türk’ün şanlı ordusuydu ve o da buradaydı.

Kıbrıs Türklerinin güvenliğini sağlayan birliklerimiz harekâta devam ederek Lefkoşa, Magosa ve Lefke hattının kuzeyini tamamen ele geçirdi.

Kıbrıs Barış Harekatı Yunanistan’ın ENOSİS hayalini tamamen ortadan kaldırdı. Bu harekâtla Kıbrıslı Türkler özgürlüklerine kavuştular ve katliamlardan kurtuldular. Harekâtta 498 Türk askeri ve 70 mücahit şehit oldu. Ayrıca 270 Kıbrıs Türk’ü de hayatını kaybetti. Kıbrıs Barış Harekatı Türkiye’nin, yurttaşlarının canı için her zaman savaşmaya hazır olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir.

Hamidiye Gemisi ve Rauf Orbay

Hamidiye Gemisi ve Rauf Orbay

Tarihler 1913’ü gösterdiğinde bütün dünya bir Türk gemisini konuşuyordu. Hamidiye gemisi Balkan Savaşı’nda adeta destan yazıyordu. Rauf Orbay komutasındaki kruvazör savaş boyunca tek başına, bir donanma gibi hareket etti ve düşmanın birçok gemisini imha etmeyi başardı. Düşman sahillerini vurdu, çekildi ve bunu defalarca tekrarladı. Sonunda da 7 ay 24 günlük harekâtını başarılı bir şekilde tamamlayarak İstanbul’a döndü.

Rauf Orbay, II. Abdülhamit devrinde yetişmiş, eğitim görmesi için ABD’ye gönderilmiş subaylardan biridir. ABD’de aldığı denizcilik eğitimleri birçok konuda kendisini geliştirmesini sağladı. 1913 yılında Hamidiye gemisi ile yaptığı destansı mücadele ise adını unutulmayacak bir şekilde hafızalara kazıdı.

Hamidiye Gemisi Destan YazıyorRauf Orbay ve Hamidiye Gemisi

Hamidiye gemisi yıllardır harp akademilerinde anlatılarak, birçok ülkede kaynak olarak kullanılmaktadır. Kaynakların bazıları Hamidiye’nin mücadelesini korsan savaşı olarak nitelese de, durum bu şekilde açıklanabilecek kadar basit değildir. Hamidiye kruvazörü dönemin harp tekniklerine yenilik getirmiştir. Bir geminin koca bir donanma gibi hareket edebileceğini tüm dünyaya kanıtlamıştır.

Hamidiye Gemisi ve Yaptığı Akınlar

Hamidiye gemisi 14 Ocak 1913 günü Çanakkale boğazından ayrılarak, 7 ay 24 gün sürecek akınlarına başladı. Önce Yunanların elinde bulunan Sisa (Syros) adasına gelerek bombardımana tuttu. Bir Yunan kruvazörünü yaraladı. Adadaki cephane fabrikalarını ve depoları tamamen imha etti. Ardından Girit adası önlerinde göründü ve gövde gösterisinden sonra Beyrut limanına demirledi. Ardından Süveyş önlerine ilerledi ve buradan İstanbul ile irtibat kurdu. Kömür ihtiyacını gidermek için yola çıktı fakat korkunç bir fırtınaya yakalandı. Bunu atlatan Hamidiye gemisi Malta limanına demirledi ve kömür tedarik etmeye başladı. Normalde Malta’da 1 gün kalabilecekken Rauf Orbay’ın politik hamleleri sayesinde 3 gün kalarak 450 ton civarında kömür almayı başardı.

Kömür tedarikinden sonra Beyrut’a dönen Hamidiye buradan 50 ton cephane ve 10 bin altın alarak Arnavutluk’taki birliklere ulaştırmak üzere yola çıktı. Bu yardımın ulaştırılması için İyon denizinden geçilip, Yunan sahasına girilmesi ve Arnavutluk limanına ulaşılması gerekiyordu. Bu günlerde Hamidiye akınlarından iyice bıkmış olan Yunanlar da 3 kruvazörü Hamidiye’nin peşine takmıştı.

Hamidiye’nin Liman Baskını Tüm Dünyada Yankılandı

12 Mart’ta İyon denizinde hareket eden Hamidiye, Leros isimli Yunan gemisiyle karşılaştı. Bu gemiyi mahmuzlayarak batırdı ve yoluna devam etti. Yunanların Şirkin limanı önüne geldi ve yoğun bir bombardımana başladı. Limanda bulunan tüm Yunan gemileri isabet aldı ve 6 tanesi de battı.  Bu Yunanlar için çok büyük bir kayıptı. Hamidiye’nin bu başarısı tüm dünyada yankılandı.

Kömür tedariki için İskenderiye limanına ilerleyen Hamidiye, büyük bir coşku ve sevinçle karşılandı. Halk Hamidiye’nin batırılması imkânsız, olağanüstü güçlerle donatılmış bir gemi olduğuna inanmaya başlamıştı. Birçok yerde aynı anda başka yerlerde görüldüğünden, çok hızlı hareket ettiğinden ve adeta uçtuğundan bahsediliyordu. Aslında mücadelesinin en önemli ayağı halka ve devlete moral vermek oldu.

Hamidiye İstanbul’a Dönüyor

Hamidiye gemisi Akdeniz’de, Ege’de ve İyon denizinde yaptığı akınlara devam etti. Fakat yavaş yavaş arızalar çıkmaya da başlamıştı. O yıllarda 10 yaşında olan gemiye bakım yapılması gerekiyordu. Buna rağmen akınlarına aralıksız devam ederek, moral veren mücadelesini sürdürdü. Artık gemideki teknik sorunların mürettebat tarafından çözülemeyecek duruma gelmesi üzerine İstanbul’a doğru hareket etti.

7 Eylül günü büyük bir sevinç ve coşkuyla İstanbul halkı tarafından karşılandı. İstanbul’daki tüm gemiler sancaklarını çekmiş ve bu kahramanı selamlıyorlardı. Hamidiye gemisi ve onun şanlı süvarisi Rauf Orbay görevlerini yerine getirerek eve dönmeye muvaffak olmuşlardı.

Hamidiye gemisinin en önemli başarısı, Balkan savaşlarında başarılı olamayan ve bu dönemde denizlerde sürekli yenilen Osmanlı’ya moral vermiş olmasıdır. Tüm Türk halkı yıllarca bu destansı mücadeleyi unutmadı ve saygıyla anmaya da devam etti.

Hamidiye’nin Sonu

Türk halkı Hamidiye’yi unutmayarak, bu destansı mücadeleyi dillerden dillere dolaştırsa da Cumhuriyet hükümetleri aynı saygıyı gösteremedi. Gemi 1964’te hurdaya satıldı ve 1966 yılında da sökülerek jilet yapımında kullanıldı.

Hamidiye de Nusret gibi, Bandırma gibi kaybolan değerlerimizden oldu. Dünyanın birçok yerinde daha az küçük başarılar kazanmış gemileri dahi görebilir ve ziyaret edebilirsiniz. Fakat biz destan yazan gemilerimizi hurda parasına satmayı tercih ederek, şanlı tarihimize sahip çıkamadık!